
Sevgili doğa sever, Bu konu aslında Cemre Doğa Sporları Kulübümüzde ücretsiz olarak ortalama ay’da iki defa düzenlediğimiz Temel Doğa Sporları eğitimde “kaybolma” başlığı altında en başından itibaren işlediğimiz bir konu. Ancak son zamanlarda doğada kaybolan insanların akıbetinin kötü sonuçlanması üzerine konuyu daha bilimsel bir içerikle makale haline getirmek ihtiyacı üzerine bu yazı ortaya çıktı. Hayati düzeyde kritik olan bu konunun öğrenilmesi ve yayılması adına desteğinizi rica ederiz.
İnsanlar Kaybolunca Neden Daireler Çizer?
Doğada kaybolan pek çok kişinin tarifine göre, ne kadar düz ilerlemeye çalışırlarsa çalışsınlar sonunda kendi izlerine geri dönerler. Bu durum uzun süre anekdotlara dayalı bir inanış olarak görülmüş, ancak bilim insanları tarafından da test edilip doğrulanmıştır . Peki insanlar neden kaybolduklarında farkında olmadan daireler çizerek başlangıç noktalarına yakın yerlere geri dönerler? Bu sorunun cevabı, insanın algısal ve duyusal sistemlerinin sınırları, yürüme biyomekaniği, çevresel koşullar ve yönelim duyusunun işleyişinde gizlidir. Aşağıda, bu fenomeni açıklayan bilimsel araştırmalar ışığında, söz konusu faktörlerin rolünü inceleyeceğiz. Ayrıca laboratuvar ortamında yapılan deneylerin bu olguyu nasıl doğruladığına dair bilgiler de sunulacaktır.
Algısal Yanılsamalar ve Yönelim Duyusunun Sınırları
İnsan beyni, yürürken yönümüzü korumak için içsel bir yönelim duyusu kullanır. Bu duyumuz, görsel ipuçları (ör. ufukta bir dağ, Güneş veya Ay), iç kulaktaki vestibüler sistem (denge organı) ve kas-eklem duyusu (propriyosepsiyon) gibi çeşitli kaynaklardan beslenir . Ancak dış referans noktaları olmadığında bu içsel “pusula” mükemmel değildir. Araştırmalar, görsel ipuçları yokken insanların dümdüz ilerlediklerini sanmalarına rağmen aslında yavaş yavaş kavis çizdiklerini göstermiştir . Örneğin, gözleri bağlı şekilde yürüyen denekler, 20 metrelik (yaklaşık 66 ft) çaplı küçük döngüler çizerken kendilerini hâlâ dümdüz gidiyor zannederler . Bu durum, algısal bir yanılgıya işaret eder: Kişi beyni tarafından “düz ilerleme” olarak algılanan yön, gerçekte giderek sapmaktadır.
Bu sapmanın temel nedeni, içsel yön duygumuzdaki küçük hataların zamanla birikmesidir. Yürürken her adımda, “ileri yön” algımızda ufak bir belirsizlik veya kayma olabilir. Tek başına fark edilmeyecek kadar küçük olan bu hatalar, üst üste eklendikçe toplamda belirgin bir yönelim sapmasına yol açar . Max Planck Enstitüsü’nde yapılan ünlü bir çalışmada araştırmacılar, insanların “düz ileri” hissinin adım adım nasıl kaydığına dikkat çekiyor: Görsel bir sabit referans olmadığında, her adımla birlikte kişinin zihnindeki düz hat tanımı hafifçe kayarak bireyi giderek artan bir kavisle döndürür . Kişi ise bu kavisli rotayı düz bir çizgi sanmaya devam eder, çünkü iç denge mekanizmaları referans noksansızlığında kendi kendini kalibre edemez . Sonuçta, bir süre sonra yürüyüş rotası neredeyse bir çember şeklini alabilir.
İnsan beyni normalde görsel işaretler sayesinde yönelim hatalarını düzeltir. Şehirde yürürken etrafımızdaki binalar, ağaçlar gibi sabit noktalar veya ufuktaki Güneş sürekli olarak iç pusulamızı kalibre eder . Örneğin, kaldırımda yürürken yanınızdaki bir binayı görüş alanınızda tutmak, onun üzerine doğru eğri çizmenizi engeller . Ne var ki, ormanlık bir alanda veya sisli/karanlık bir ortamda böyle sabit noktalar olmadığında, bu kalibrasyon mümkün olmaz ve küçük yönelim hataları büyüyerek kişinin farkında olmadan dönmesine yol açar . Sonuç olarak yönelim duyusu duyusal bir “gürültü” etkisine maruz kalır: Beynin denge (vestibüler) ve konum (propriyoseptif) sinyallerindeki rastgele dalgalanmalar birikerek, beynin ileri yön tahmini gerçek doğrultudan sapar . Bu, bir nevi içsel bir algısal yanılsamadır – kişi düz gittiğine inanır, fakat aslında kendi etrafında dolanmaya başlamıştır.
İç kulaktaki vestibüler sistemin rolü de burada kritiktir. Görsel ipuçları kaybolduğunda, vestibüler sistem ve propriyoseptif geri bildirim tek başına yönelimimizi sürdürmek zorunda kalır. Ancak araştırmalar, görsel geribildirim olmadığında vestibüler sistemin “doğrultu koruma” işlevinin tam olarak güvenilir olmadığını öne sürmektedir . Örneğin, 2011’de yayınlanan bir çalışmada (Max Planck ekibi, Experimental Brain Research dergisi), vestibüler ve propriyoseptif sinyallerin normalde birlikte çalışarak konum güncellemesi yaptığı, fakat görsel ipuçları kesilince iç kulak kaynaklı hataların baskın hale gelebildiği belirtilmiştir . Bu da kişinin içsel denge mekanizmasının, görüş olmadığı durumda hatalı sinyaller üreterek düz çizgiden sapmalara yol açabileceğini göstermektedir.
İnsan Yürüyüşünün Biyomekaniği: Asimetri Miti ve Gerçekler
Kaybolan birinin daireler çizmesinin olası nedenlerinden biri olarak uzun yıllar boyunca bedensel asimetri öne sürülmüştür. Popüler bir açıklama, insanların genellikle bir bacağının diğerinden biraz daha uzun veya güçlü olması nedeniyle adım uzunluklarının eşit olmadığı ve bunun kişiyi sürekli aynı yöne doğru saptırdığı yönündeydi . Hatta 19. yüzyıl sonlarında Scientific American dergisinde (1893) “çölde veya ormanda kaybolan insanların istisnasız daireler çizmesinin sebebinin bacak uzunluklarındaki hafif eşitsizlik olduğu” şeklinde bir yorum yer almıştır . Mantıken, eğer sağ bacağımız sol bacağımızdan daha uzun adım atıyorsa, her adımda hafifçe sola dönmemiz; tersi durumda sağa dönmemiz beklenir. Bu hipotez cazip görünse de, bilimsel deneyler bu açıklamanın tam olarak doğru olmadığını ortaya koymuştur.
Modern çalışmalar, yürüyüşteki sistematik sapmaların basit biomekanik asimetriyle açıklanamadığını göstermektedir. Örneğin, Souman ve arkadaşlarının Current Biology’de yayınlanan 2009 tarihli kapsamlı araştırmasında, deneklerin bacak uzunluğu veya güç farklarının dairesel yürüme eğilimiyle bir ilişkisi olup olmadığı incelendi . Denekler detaylı ölçümlere tabi tutularak bacak boyları, adım uzunlukları ve vücutlarının sağ/sol baskınlığı (sağlak/solak oluşları gibi) değerlendirildi, ardından gözleri kapalı şekilde yürütüldü. Sonuçta, bir bireyin hangi yöne sapacağı ile bacak uzunluğu ya da baskın tarafı arasında istatistikî bir bağlantı bulunamadı . Hatta ekip, bazı deneklere tek ayak altına ekstra tabanlık koyarak yapay bacak boyu farkı bile yaratmış, ancak bu değişikliğin kişinin sapma yönü üzerinde belirgin bir etkisi olmadığını gözlemlemiştir . Yani, eğer gerçekten tek bacak uzunluğu faktörü belirleyici olsaydı, bu yapay dengesizlik deneklerin hep aynı tarafa dönmesine yol açmalıydı; fakat böyle bir sonuç görülmedi .
Benzer şekilde, vücut kuvveti veya hakimiyet farkları da incelenmiştir. Örneğin bir kişinin baskın ayağı veya bacağı, diğerine göre daha güçlü olduğunda adımlarında kuvvet farkı oluşabilir. Ancak deneyler, sağ veya sol dominant olmanın da dönülen yön üzerinde tutarlı bir etki yaratmadığını ortaya koymuştur . Aynı kişi bir denemede sola saparken başka bir denemede sağa sapabilmiştir; yani sapma yönü kişiye özgü sabit bir biyomekanik “imza” taşımamıştır . Bu durum, eğer kişinin sürekli tek yana dönmesine yol açan bir bedensel eşitsizlik olsaydı her seferinde aynı yöne doğru eğilim göstermesi gerekirdi beklentisini boşa çıkarmaktadır.
Özetle, yürüyüş biyomekaniğindeki basit asimetri teorileri (bacak boyu farkı, adım uzunluğu farkı, tek taraflı hakimiyet gibi) insanların kaybolduğunda daire çizmesini tek başına açıklayamamaktadır. Nitekim bir araştırma, deneklerin “sapma skorları” ile ölçülebilir biomekanik asimetrileri arasında bir ilişki bulamamıştır . Bir 2012 çalışmasında (Bestaven ve arkadaşları), deneklerin kapalı alanda gözleri bağlı yürüyüş denemeleri analiz edilmiş ve hiçbir katılımcıda bacak uzunluğu veya tercihli taraf gibi faktörlerin sürekli aynı yöne dönmeye yol açmadığı belirlenmiştir . Bu çalışmada her birey için hesaplanan “tercihli dönme yönü skoru”nun, o kişinin dik dururken ağırlığını hafifçe hangi tarafa vermeye meyilli olduğu ile ilişkili olduğu bulundu . Yani, kişi fark etmese de ayakta duruşunda sola veya sağa doğru minimal bir postürel kayma varsa, gözleri kapalı yürüdüğünde zamanla o tarafa doğru dönme olasılığı artmaktadır. Bu postürel asimetri, bacak boyu gibi dışarıdan belli bir ölçüyle kolay anlaşılan bir şey olmayıp, daha çok vestibüler sistemin kişinin dikey algısında yarattığı çok küçük bir önyargı olarak yorumlanmaktadır . Sonuç olarak, insanlar arasındaki küçük duruş farkları sapma yönünde etkili olsa da, genel olarak düzensiz (rastgele) yönelim hatalarının birikmesi asıl daire çizme sebebidir. Yürüyüş yönünde artan bir belirsizlik oluştuğunda kişi bazen sola bazen sağa döner ve çizdiği yol bir süre sonra dolanıp başlangıç noktasına yakın yerlerden geçebilir .
Çevresel Faktörler ve Dış İpuçlarının Rolü
Çevremizdeki görsel ve işitsel ipuçları, yönümüzü korumamızda kritik öneme sahiptir. Özellikle uzaktaki sabit referans noktaları – örneğin ufukta görünen Güneş, Ay, yıldızlar, dağlar veya belirgin bir ağaç – yönelim duygumuzun kalibrasyonunda belirleyicidir. Kaybolma senaryolarında genellikle bu tür referans noktaları ya bulunmaz ya da algılanamaz durumdadır. Yoğun ormanlar, sisli hava veya bulutlu gökyüzü gibi koşullar, kişinin kendi etrafında dönmeye başlamasında büyük rol oynar .
Şekil:

Bulutlu bir günde ormanda yürüyen katılımcıların (mavi çizgiler) GPS ile kaydedilmiş döngüsel yürüyüş rotaları ile güneşli havada yürüyen bir katılımcının (sarı çizgi) nispeten düz rotasının karşılaştırılması (Almanya, Bienwald Ormanı) . Kırmızı noktalar başlangıç konumlarını gösteriyor. Hava bulutluyken yürüyen PS, KS ve RF kod adlı kişiler bir süre sonra kendi izlerinin içinden geçecek şekilde farkında olmadan daireler çizmişlerdir. Buna karşın, Güneşli havada yol alan SM kod adlı katılımcı, uzun mesafe boyunca neredeyse dümdüz ilerleyebilmiştir.
Yukarıdaki şekildeki sonuçlar, çevresel ipuçlarının yokluğunda yönelim hatalarının nasıl kontrolden çıkabildiğini gösteriyor. Bu deneyde araştırmacılar, altı kişiyi geniş, düz bir ormanlık alanda yürümeye gönderdiler . Dört kişi bulutlu bir günde, Güneş’in gökyüzünde görünmediği koşullarda yürüdü ve tamamı, habersiz şekilde daireler çizerek birkaç saat sonra kendi izleriyle kesişen yollara girdi . Hatta bu dört kişiden üçü, yürüyüş sırasında daha önce geçtikleri yerlerin üzerinden tekrar geçtiklerinin farkına varmadılar . Diğer iki kişi ise güneşli bir havada aynı ormanda yürüdü ve Güneş göründüğü sürece neredeyse dümdüz bir çizgide ilerlediler . Sadece yürüyüşün ilk 15 dakikasında (Güneş’in bulut arkasında kaldığı süre) hafif sapmalar gösterdiler, sonrasında referans olarak Güneş’i kullanarak çizgisel yollarını korudular .
Benzer şekilde, çöl ortamında yapılan testler de çevresel ipuçlarının önemini vurgulamaktadır. Tunus’ta Sahra Çölü’nde gerçekleştirilen bir deneye göre, güneşli havada öğle vakti yürüyen denekler başlangıç yönlerinden sapmalarına rağmen tam daireler çizmediler . Öğle vakti güneş, ufukta belirgin olmasa da gökyüzünde bir parlaklık ve sabit bir yön hissi verebilmektedir. Buna karşın aynı çalışmada gece dolunay varken yola çıkan bir katılımcı, başlangıçta Ay ışığında düz gitmiş ancak Ay bulutların arkasına gizlendiğinde yönünü şaşırıp keskin dönüşler yapmaya başlamıştır . Bu kişi, kısa süre içinde başladığı noktaya doğru geri dönerek kendi izleriyle kesişen bir yol çizmiştir .
Bu bulgular göstermektedir ki Güneş veya Ay gibi gökyüzü cisimleri görülebildiğinde insanlar yön duygularını sabitleyecek mutlak bir referansa sahip oluyorlar ve bu sayede saatlerce düz bir hat üzerinde ilerleyebiliyorlar . Ancak bu referans kaybolduğu anda içsel yönelim hataları birikmeye başlıyor ve rotada kavisler oluşuyor . Çevrede dağ, kule, belirgin bir tepe gibi uzak bir hedef olmadığında benzer bir sorun ortaya çıkar. Ormanda sadece yakın ağaçlar veya taşlar gibi yerel işaretler bulunması yeterli olmuyor; çünkü bunlar kişinin genel gidiş yönünü sabitlemesine yardımcı olamıyor . Bir araştırmada vurgulandığı gibi, uzak ve sabit bir görsel ipucu yoksa ya da çevre sadece yerel ve birbirine benzeyen işaretler içeriyorsa, kaybolan kişi gideceği yönü belirleyecek bir işaretten yoksun kalır . Yoğun bitki örtüsü içinde her tarafın benzer görünmesi, güneş ışığının zemine ulaşmaması veya sis/karanlık gibi etmenler, kişinin öznel düz ilerleme algısını yanıltır. Sonuç olarak, kişi aslında büyük bir döngü yaparak yine ormanın bir başka yerine ama başlangıç konumuna yakın bir noktaya varabilir.
Çevresel faktörler sadece görsel değil, aynı zamanda işitsel veya dokunsal ipuçlarını da kapsar. Örneğin, sürekli esen bir rüzgâr yönü veya uzaktan gelen sabit bir ses varsa, bunlar da kısmen yön tayinine yardımcı olabilir. Ancak doğada kaybolma senaryolarında çoğu zaman bu tür işaretler de belirsizdir veya kişi bunlara odaklanamaz. Geceleyin yıldızlar da iyi bir yol gösterici olabilir; nitekim denizciler ve çöl kervanları tarih boyunca yıldızları kullanmışlardır. Fakat bulutlu gecelerde yıldızlar da görünmez hale geldiğinde, insanın iç pusulası şaşmaya başlar. Bu nedenle, çevre koşullarının yönelim üzerindeki etkisi kritiktir: Ne kadar uzun süre dış referans olmadan yürünürse, algısal sapmaların istenmeyen birikimi de o kadar büyür.
Deneysel Araştırmalar ve Laboratuvar Kanıtları
İnsanların yön duygusunun şaşması ve daireler çizmesi olgusu, bilim insanları tarafından hem gerçek ortamda hem de kontrollü laboratuvar koşullarında incelenmiştir. Bu deneyler, fenomeni nicel olarak doğrulamış ve altta yatan mekanizmalara ışık tutmuştur.
Saha Deneyleri (Gerçek Ortam): Jan Souman ve ekibinin gerçekleştirdiği çığır açıcı çalışmada, denekler Almanya’daki geniş bir orman alanına ve Tunus’ta çöl bölgesine götürülerek saatlerce yürütüldüler . Araştırmacılar, her bir deneğin yürüyüş rotasını GPS cihazlarıyla kaydettiler ve daha sonra harita üzerinde izlediler . Bu, insanların gerçekten de kaybolduklarında daireler çizip çizmediğini nesnel olarak ölçen ilk çalışmalardan biri oldu. Sonuçlar, daha önce anlatılan bulgularla tutarlıydı: Güneş veya Ay’ın görülebildiği durumlarda denekler yollarını büyük ölçüde düz tuttu; ancak bulutlu hava veya gece karanlığı gibi koşullarda, aynı kişiler habersizce dairesel rotalar izlediler . Bu saha deneyleri, popüler kültürde anlatılan “kaybolunca aynı yere çıkma” hikâyelerinin bilimsel temelini güçlü bir şekilde doğrulamış oldu . Ayrıca, deneklerle yapılan görüşmeler, çoğunun döndüklerini fark etmediğini ve dümdüz gittiklerini sandıklarını ortaya koyarak algısal yanılsama fikrini destekledi.
Kontrollü Kör Yürüyüş Deneyleri: Saha koşulları değerli veriler sunsa da, bilim insanları laboratuvar benzeri ortamlarda daha kontrollü deneyler de gerçekleştirmişlerdir. Bunlardan en basiti, bir kişiyi gözleri bağlı olarak düz yürütme deneyidir. Bu deney defalarca farklı araştırmacılar tarafından yapılmıştır: Denek düz bir çizgide yürümeye çalışır, ancak kısa süre içinde kaçınılmaz olarak bir yöne doğru eğri çizmeye başlar . Souman’ın çalışmasında da deneklere görsel ipuçlarını tamamen ortadan kaldırmak için göz bağı takılarak yürümeleri istendi; sonuçta hemen hepsi bir süre sonra şaşırtıcı derecede küçük daireler çizmeye başladı (çapı 20 metre civarında) . Üstelik her bir denek farklı denemelerde farklı yönlere saptı; örneğin ilk denemede sola dönen bir kişi, ikinci denemede sağa dönebiliyordu . Bu kör yürüyüş testleri, içsel yönelim hatalarının tutarsız ama kaçınılmaz doğasını ortaya koydu. Araştırmacılar buradan yola çıkarak, insanların görsel geri bildirim olmaksızın düz bir rotayı koruyamamasının, duyu-motor sistemlerindeki rastgele “gürültü” birikiminden kaynaklandığı sonucuna vardılar .
Daha kontrollü bir laboratuvar deneyi ise kapalı alanda gerçekleştirildi. 2012’de yapılan bir çalışmada, araştırmacılar büyük bir depo/kapalı salon içinde zemin düzleştirilmiş bir alanda denekleri gözleri bağlı yürüttüler . Bu sayede dış çevreden gelen herhangi bir görsel ipucu tamamen engellenmiş ve rüzgâr gibi duyusal faktörler minimize edilmiş oldu. Her denek altı kez yürütülerek rotaları kaydedildi . Sonuçlar, açık alandaki kör yürüyüş deneyimlerini doğruladı: Denekler farklı denemelerde farklı yönlere saparak çoğunlukla dairevi rotalar çizdi. Bu kapalı alan deneyi ayrıca şu ilginç bulguyu sağladı: Deneklerin sabit duruş testleri (postürografi) analiz edildiğinde, ayakta dururken ağırlık merkezlerini hafifçe hangi tarafa kaydırma eğiliminde iseler, yürürken de genelde o tarafa dönmeye meylettikleri görüldü . Bu, yukarıda değindiğimiz “içsel düz çizgi algısı”nın kişiden kişiye küçük farklılıklar gösterebildiğini ortaya koydu. Yine de bu farklılıklar, genel gidişatı açıklayan tek faktör değil; zira aynı kişinin bile bir sonraki sefer ne tarafa yöneleceği kesin değildir – bu da içsel gürültü ve belirsizliğin rolünü yeniden vurgular.
Sanal Gerçeklik ve Yön Bulma Deneyleri: Konuya ilişkin en yenilikçi yaklaşımlardan biri, laboratuvar ortamında sanal bir kaybolma deneyimi yaratmaktır. Souman ve ekibi, gerçek orman ve çöl deneylerinin ardından, daha kontrollü koşullarda insanların yön bulma stratejilerini incelemek için omnidirectional treadmill (çok yönlü yürüyüş bandı) adı verilen bir cihaz kullanmayı planladıklarını duyurmuştur . Bu düzenekte, denekler laboratuvardan çıkmadan, sanal gerçeklik gözlükleri takarak kendilerini bir ormanda yürüyormuş gibi hissedebilirler. Yürüyüş bandı her yönde hareketi mümkün kıldığı için denek sanal ortamda dilediği gibi ilerlerken aslında aynı yerde kalır . Bu sayede araştırmacılar, güneşin konumu, manyetik yönelim, belirli bir işaretin varlığı/yokluğu gibi tekil faktörleri izole ederek, her birinin yönelim üzerindeki etkisini ayrı ayrı test edebilir. Örneğin, sanal ormanda Güneş’i aniden yok edip deneğin rotasında ne gibi bir değişim olduğunu ölçebilirler . Bu tür deneysel düzenekler, henüz yeni olmakla birlikte, insanın yön bulma mekanizmalarını kontrol altında incelemek ve algısal yanılgıları derinlemesine anlamak için büyük potansiyel taşımaktadır.
Sonuç olarak, insanlar doğada kaybolduklarında genellikle başlangıç noktalarına yakın yerlere dönecek şekilde dairesel rotalar çizerler. Bu fenomen; iç duyularımızdaki ufak hataların birikmesi, görsel çevre ipuçlarının eksikliği nedeniyle bu hataların düzeltilememesi ve yürüme sırasında oluşan yönelim belirsizliği ile açıklanabilir. Bilimsel araştırmalar, bacak uzunluğu ya da tek taraflı baskınlık gibi basit biomekanik nedenlerin bu davranışı tutarlı biçimde açıklamadığını, asıl nedenin insanın öznel “düz ilerleme” algısının güvenilmezliği olduğunu ortaya koymuştur. Küçük yönelim sapmaları biriktiğinde, kişi farkında olmadan kendi ekseni etrafında dönmeye başlar ve tekrar aynı bölgeye gelmiş olur . Bu süreçte algısal bir yanılsama yaşanır; çünkü kişi gerçekten de düz gittiğine inanmaktadır. Dış dünyadan gelen referansların yokluğunda iç pusulamız şaşar, yön duygumuz adeta “kalibrasyonunu yitirir.” Neyse ki, Güneş, Ay, yıldızlar veya belirgin coğrafi yapılar gibi güvenilir çevresel işaretler varsa beynimiz hemen bu hataları düzeltir ve bizi doğru yönde tutar . Ancak bunların yokluğunda, en deneyimli gezgin bile sonunda daireler çizebilir.
peki, başımıza gelirse ne yapabiliriz?
Kaybolduğumuzda bunu önlemek için yapılabilecekler, bilimsel bulgulardan da çıkarılabilir. En güvenli yöntem, doğada asla tek başına olmamak ve en az üç kişilik bir grup halinde hareket etmektir. Ancak, eğer yalnızsanız ve yönünüzü kaybettiyseniz, daireler çizerek aynı noktaya dönmemek için şu stratejileri uygulayabilirsiniz:
- Çevrede belirgin bir referans noktanız yoksa, arkanızı dönüp geldiğiniz yolu zihinsel olarak işaretlemek ve belirli aralıklarla iz bırakmak yön kaybını önleyebilir.
- Dinlenme molalarında, devam edeceğiniz yönü kaybetmemek için en az iki veya üç sabit nesneden oluşan bir yön işareti belirlemek faydalı olacaktır. Zira yorgunluk ve panik hali ile uyuya kalmanız muhtemeldir ve uyandığınız da yine aynı sebeplerle istikrarlı biçimde takip etmeyi tasarladığınız yönü tayin etmekte zorluk yaşarsınız.
- Ayrıca, dinlenirken ilerleyeceğiniz istikamete dönük oturmak, bilinçaltınızın yönünüzü unutmamasına yardımcı olabilir.
Ortalama bir yetişkinin saatte 4 km yürüyebileceği hesaba katılarak hareket planınızı buna göre oluşturmalısınız. Eğer bir dere veya akarsuya rastlarsanız, genellikle yerleşim yerlerine veya büyük su kaynaklarına çıkabileceği için onu takip etmek iyi bir strateji olabilir. En güvenilir yöntem ise pusula veya GPS gibi teknolojik yardımlardan faydalanmaktır.
Aksi takdirde, insanın doğuştan gelen yönelim yanılgısı devreye girecek ve farkında olmadan kendi etrafında döngüler çizmeye başlayacaktır. Bu fenomen, insan algısının sınırlı ancak öngörülebilir bir yan etkisidir ve bilim insanları tarafından yapılan sayısız deneyle kanıtlanmıştır..
Ez cümle; doğa zihnimize ve bedenimize iyi gelir ancak Tecrübeli insanlar olmadan ve kurallara uymadan doğada yalnız bulunmaya kalkmak risklidir. Bu konuyu öğrenip, ne tedbirler alabileceğinizi bilmek riski önemli oranda ortadan kaldırsa da tekrar etmekte fayda var; doğada asla tek başına olmamak ve en az üç kişilik bir grup halinde hareket etmekte fayda var.
Doğada görüşmek üzere,
Sağlık ve afiyette kalınız.
Metin Yaşa,
Cemre Doğa Sporları Kulübü
Başkan
Mart 2025
Kaynaklar:
https://www.livescience.com/33431-why-humans-walk-circles.html#